Büyük Selçuklu Devleti

SELÇUKLULARDA SANAT

 Mimarlık-sanat:

Selçuklular binlerce mimarlık eseri meydana getirmiş, bunları şaheser çinilerle, renkli yazılarla, sayısız güzel motiflerle süslemişlerdir, Saray, kervansaray, cami, mescid, medrese, türbe, kümbet, çeşme.., ve daha bir çok mimarlık eseri meydana getiren Selçuklular, taşı, tahtayı ve demiri en güzel şekilde yontmuş, şekillendirmişlerdir. Uygur Türk sanatının bir devamı olarak kitap kapaklarına yapılan resimler ve minyatürler de Selçuklularda ayrı bir sanat dalı olarak gelişmiştir.                                                                          

Selçuklular, üzerinde insan figürleri bulunan paralar basmış, kuş, boğa, çift başlı kartal kabartmaları yapmışlardır. Kubbe yapımında ve sütun başlıklarının oymalarında da yenilik getirmiş, kendilerine özgü bir üslûp ortaya koymuşlardır.Dünyada kurulan ilk üniversite:

 NİZAMİYE

Dünyada "üniversite" denebilecek ilk medrese, Sultan Alparslan'ın emri ve himayesiyle. 1066 yılında Bağdad'da kurulmuştur. O güne kadar ilim öğrenmek isteyenler kendi kendilerini yetiştiriyor veya ünlü hocaların yanında çalışarak onlardan ders alıyorlardı. Sultan Alparslan'ın Bağdad'da, Dicle kenarında kurduğu üniversite o devrin parasıyla 60.000dinar (altın)a mal olmuştu. Devrin en tanınmış bilginleri bu üniversiteye müderris yani profesör olarak alınmış, kendilerine yüksek maaş bağlanmıştı. Öğrenciler burada parasız yatılı okuyorlardı. Profesör, öğrenci ve diğer hizmetlilere bedava yiyecek verilirdi. Üniversitenin çok zengin bir kütüphanesi vardı. Masrafların karşılanması için bu üniversiteye çarşılar, han, hamam ve çiftlikler vakfedilmişti.                                                                                                                                                              

Binasının cephesinde "Nizamülmülk" yazıldığı için adına "Nizamiye" denmiş olan bu medresede, yalnız dinî bilgiler ve hukuk değil, filoloji, matematik, astronomi gibi müsbet ilimler de okutulurdu. Dünyanın ilk üniversitesi denmesinin sebebi de budur. Buna benzer müesseseler Avrupa'da çok daha sonra kurulmuştur. Türk illerinde Nizamiye medresesi örnek alınarak daha başka öğrenim müesseseleri de açılmıştır.Nizamiye'den yüksek vasıfta bilginler yetişmiş, bunlar imparatorluğun her tarafında önemli görevler almışlardır.      

                                                                                                                                                             

Büyük Selçuklular, kendilerinden önce var olan medreselerde öğretimi sürdürdüler, ama bununla yetinmediler. Vezir Nizamülmülk’ün öncülüğünde ve onun adını taşıyan yeni medreseler kurdular. Nizamiye medreselerinin ilki 1067’de Bağdat'ta açıldı. Daha sonra Isfahan, Rey, Merv (Selçukluların başkenti), Belh, Herat, Basra, Musul gibi kentlerde yeni Nizamiye medreseleri kuruldu. Medrese sisteminde programlı ve belli bir yönteme dayanan eğitim ilk kez bu medreselerde verildi. Medreselerde din konularının yanı sıra matematik, felsefe, dil ve edebiyat gibi dersler de okutuluyordu ve medreselerde zengin kitaplıklar vardı. Medreselerin dışında da ülkenin çeşitli yerlerinde kurulmuş kitaplıklar bulunuyordu. Melikşah döneminde önce Isfahan'da, sonra Bağdat'ta birer gözlemevi kuruldu. Büyük Selçuklular Arapça'yı din ve bilim dili, Farsça'yı edebiyat ve devlet dili, Türkçeyi ise saray ve orduda günlük konuşma dili olarak kullanıyorlardı. 

Büyük Selçuklular, var olan kentleri bayındır hale getirirken yeni kentler de kurdular. Ülkenin pek çok yerinde yeni kurumlar ve yapılar inşa ettiler. Bunlar cami, medrese, kervansaray, hastane, köprü, çeşme, imaret, han, hamam, türbe ve kümbet gibi yapılardı. 

Büyük Selçuklu’lar, ince ve uzun minarelerle cami mimarisine yeni bir anlayış getirdiler. Isfahan'daki Mescid-i Cuma bu anlayışla yapılmış en eski örnektir. Büyük Selçuklu anıtmezarları olan kümbetler de yaygın mimari yapılardır. Kümbetler içten kubbe, dıştan ise piramit ya da konik bir çatıyla örtülüyordu. Dört köşeli, çok köşeli ya da yuvarlak formdaki Büyük Selçuklu kümbetleri genellikle iki katlı olarak yapılıyordu.Bu kümbetlerin alt kat mezar, üst kat ise mescit olarak kullanılıyordu.                                                    

Büyük Selçuklu sanatında hat (yazı), minyatür, ahşap ve taş oymacılığı, çinicilik, maden işleme, cilt ve çeşitli süsleme sanatları da gelişmişti.

                   

                                                                    HALI SANATI

 

TAŞ SÜSLEME SANATI

12. yüzyılın sonlarında, 1180-81 yıllarında Mengücekoğullarından Şehinşah bin Süleyman tarafından Meragalı Hasan bin Firuz'a inşa ettirilen Divriği Kale Camii'nde taçkapı, mukarnaslı kavsara ve yan nişler dışında tüm öğeleriyle biçimlenmiştir. Geometrik süslemeli tek sıra bordürün üç yönden kuşattığı taçkapı, alınlığı, mukarnas başlıklı ve üzeri geometrik düzenle süslenmiş çokgen gövdeli sütunceleri Anadolu öncesi tuğla işçiliğinin gelenek olarak taşa aktarılmış şekli olarak yorumlayabileceğiniz sivri formlu kemeri ve bordür süslemesiyle erken dönemin orijinal çalışmalarından biridir. Gerek taçkapı alındığında, gerekse taçkapıyı kuşatan bordürde birim örneği çıkarılmış geometrik düzenin, çini levhaları hatırlatır şekilde hazırlanmış taşlar üzerine muhtemelen yerde işlenerek duvar üzerine yerleştirilmiş olması, bezemenin yapılış süreci hakkında da bilgiler vermektedir.

Kervansaraylarda sözünü ettiğimiz açık avlulu ve kapalı mekanlı örnekler dışında, Afyon-Kütahya yolunda Eğret Han'da, Doğubeyazıd-Batum yolunda Iğdır Han'da olduğu gibi, sadece kapalı mekanlı plan da uygulanmıştır. Sıradışı olan bu örneklerde avlu yoktur. Yine daha az rastlanan, sadece avludan oluşan kervansaraylar da vardır. Antalya-Isparta yolunda Evdir Han'ın revakla kuşatılmış avlusunda biri giriş olmak üzere dört eyvan vardır. Antalya-Burdur yolunda Kırkgöz Han'da ise dar hol gibi girişten sonra büyük avlu, kapalı odalar ve revaklar görülür.

 

 

 

 

SELÇUKLU MADEN İŞÇİLİĞİ

 

Selçuklu Tunç Yağ Kandili, Selçuklu
Tunç Yağ Kandilleri, Selçuklu Bronz Buhurdanlık, Selçuklu Bronz Ölçek Taşı

Selçuklu Tunç Buhurdanlık, Selçuklu Çift Başlı Hayvan Formunda Buhurdanlık, Selçuklu Bronz Buhurdanlık

Eski çağlardan günümüze dek insanoğlu maden ile ilgilenmiş, onu bazen gereksinim bazen süs ve bazen de savunma aracı olarak kullanmıştır. Selçuklular Orta Asya'nın maden işçiliğinden büyük ölçüde esinlemiştir. XI-XIII. Yüzyıla tarihlenen Selçuklu maden işleri değişik formları, malzemeleri ve bunların üzerine uygulanmış bezemeleriyle büyük bir çeşitlilik göstermişlerdir. Erken örnekleri Türkistan ve Kafkasya yörelerindeki kazılarda ele geçmiştir. Büyük çoğunluğu 1912-1914 yıllarında Irak, Suriye ve Anadolu'nun çeşitli yerlerinden toplanmışlardır. Büyük Selçukluların gelişmiş bir maden sanatı olduğunu günümüze gelebilen pek çok örnekte görmekteyiz. Değerli madenlerle, bakır alaşımlarından yapılan madeni eserlerde kakma, kazıma, kabartma, ve delik işi teknikleri yaygın biçimde kullanılmıştır. Maden ustalarının malzemeyi çok iyi tanıdıklarını, üzerlerinde uygulayacakları teknik ve bezemeyi de ona göre seçtiklerini günümüze ulaşan örnekler açıkça ortaya koymaktadır.

 

 

 

 

 

 

SELÇUKLU SERAMİK SANATI

Selçuklu Seramik Testi, Selçuklu Seramik Maşrapa, Selçuklu Seramik İbrik

Eski çağlardan günümüze dek insanoğlu maden ile ilgilenmiş, onu bazen gereksinim bazen süs ve bazen de savunma aracı olarak kullanmıştır. Selçuklular Orta Asya'nın maden işçiliğinden büyük ölçüde esinlemiştir. XI-XIII. Yüzyıla tarihlenen Selçuklu maden işleri değişik formları, malzemeleri ve bunların üzerine uygulanmış bezemeleriyle büyük bir çeşitlilik göstermişlerdir. Erken örnekleri Türkistan ve Kafkasya yörelerindeki kazılarda ele geçmiştir. Büyük çoğunluğu 1912-1914 yıllarında Irak, Suriye ve Anadolu'nun çeşitli yerlerinden toplanmışlardır. Büyük Selçukluların gelişmiş bir maden sanatı olduğunu günümüze gelebilen pek çok örnekte görmekteyiz. Değerli madenlerle, bakır alaşımlarından yapılan madeni eserlerde kakma, kazıma, kabartma, ve delik işi teknikleri yaygın biçimde kullanılmıştır. Maden ustalarının malzemeyi çok iyi tanıdıklarını, üzerlerinde uygulayacakları teknik ve bezemeyi de ona göre seçtiklerini günümüze ulaşan örnekler açıkça ortaya koymaktadır.Eski çağlardan günümüze dek insanoğlu maden ile ilgilenmiş, onu bazen gereksinim bazen süs ve bazen de savunma aracı olarak kullanmıştır. Selçuklular Orta Asya'nın maden işçiliğinden büyük ölçüde esinlemiştir. XI-XIII. Yüzyıla tarihlenen Selçuklu maden işleri değişik formları, malzemeleri ve bunların üzerine uygulanmış bezemeleriyle büyük bir çeşitlilik göstermişlerdir. Erken örnekleri Türkistan ve Kafkasya yörelerindeki kazılarda ele geçmiştir. Büyük çoğunluğu 1912-1914 yıllarında Irak, Suriye ve Anadolu'nun çeşitli yerlerinden toplanmışlardır. Büyük Selçukluların gelişmiş bir maden sanatı olduğunu günümüze gelebilen pek çok örnekte görmekteyiz. Değerli madenlerle, bakır alaşımlarından yapılan madeni eserlerde kakma, kazıma, kabartma, ve delik işi teknikleri yaygın biçimde kullanılmıştır. Maden ustalarının malzemeyi çok iyi tanıdıklarını, üzerlerinde uygulayacakları teknik ve bezemeyi de ona göre seçtiklerini günümüze ulaşan örnekler açıkça ortaya koymaktadır. Selçukluların göze hoş gelen, etkileyici sanatlarından çinicilik mimarinin yanı sıra büyük gelişim göstermiş ve onun ayrılmaz bir öğesi olmuştur. Çininin sağladığı görkemle anıtlar daha başka bir görünüm kazanmıştır. Anadolu Selçukluları Büyük Selçuklulardan kendilerine ulaşan çini sanatını kendi sanatlarıyla yoğurmuş daha da olgunlaştırarak XVI.-XVII. Yüzyılda en parlak dönemine ulaşan Osmanlı çiniciliği hazırlamıştır.

 

 

 

Selçuklu çinileri çoğunlukla tek renkli sırla yapılmış panolar halinde yeşil, lacivert, firuze ve mor renklerdedir. Üzerlerine de kazıma veya kakma tekniğiyle bezeme yapılmıştır. Geometrik şekiller, ilkel rumiler, yıldızlar, girift örgüler, benzerleri maden sanatında görülen insan ve hayvan figürleri belli başlı motiflerdir. Bunların dışında da Selçuklu nesihi diye tanımlanan yazı türü de çinilerde sık sık uygulanmıştır.

 

Selçuklu Seramik Yağ Kandili, Selçuklu Seramik Kase, Selçuklu seramik ve vazo

Selçuklu seramikleri ilginç koleksiyonlar halinde yurt içinde İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi ile İstanbul Arkeoloji Müzeleri yönetimindeki Çinili Köşk'de bulunmaktadır. Bunun yanı sıra Konya Mevlana Müzesi ve Sadberk Hanım Müzesi'nde de Büyük Selçuklu ve Anadolu dönemlerinin figürlü figürsüz seramikleri vardır. Öte yandan Türkiye dışındaki müzelerin bazılarında da Victoria and Albert, Berlin Dahlem, Metropolitan ve Louvre Müzelerinde olduğu gibi ender rastlanan seramik örneklerine rastlanmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

Yorum göndermek için hiçbir haklara sahipdeğilsiniz